İş kazası, kişinin çalıştığı esnada 5510 Sayılı Kanun’da yer alan hükümler uyarınca yer verilen durumlardan birisi şeklinde oluşan ve sigortalının bedeni veya ruhsal olarak engelli durumuna getirdiği hususlardır. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. Maddesi uyarınca iş kazasının tanımı şu şekilde yapılmıştır:
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.
İşverenin iş kazası neticesinde doğmuş olan sorumluluğu, kusur sorumluluğu ile kusursuz sorumluluk olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu iki sorumluluk türü dikkate alınarak işçi ve iş verenin kusuru tespit edilir ve maddi veya manevi tazminatta tarafların kusur oranına göre karar verilir.
- Kusur Sorumluluğu
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. Maddesi uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil ile başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. İş verenin başlıca sorumluluğu, çalışan işçilerine güvenli bir çalışma ortamı sağlamak ve iş sağlığı ile güvenliğine ilişkin önlemleri tam olarak almakla başlamaktadır. İş verenin gerçekleşen kazada kusurlu olduğunun hukuken tespit edilmesi halinde, ilgili madde uyarınca haksız fiilden doğan sorumluluğundan bahsetmek mümkündür.
İş kazası neticesinde iş verenin tazminat yükümlülüğü iki şekilde karşımıza çıkmaktadır:
- Maddi Tazminat
Maddi tazminat ile işçinin uğramış olduğu gelir kaybı, tedavi masrafları, iş göremezlik tazminatı talep edilebilir. Ayrıca, işçinin iş kazası neticesinde ölümü halinde hukuken belirlenmiş olan yakınları tarafından destekten yoksun kalma tazminatı da talep edilebilecektir.
- Manevi Tazminat
İş kazası neticesinde işçinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özellikleri gözetilerek uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ayrıca, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
- Kusursuz Sorumluluk
İş kazalarında iş verenin kusursuz sorumluluğu, özellikle tehlike esasına dayanmaktadır. Kusursuz sorumluluk hallerinde iş verenin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi iş kazalarından doğan zararlardan sorumlu tutulabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 66/1. Maddesi uyarınca adam çalıştıran, çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
İş verenin bu sorumluktan kurtulabilmesi için mücbir sebep, üçüncü bir kişinin ağır kusuru gibi huşuların varlığını kanıtlaması gerekmektedir.
Bazı işletmelerde, işletmenin doğası gereği başka kişiler için bir tehlike teşkil ediyorsa, iş veren doğan zarar neticesinde kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulabilir. Tehlike sorumluluğu olarak nitelendirilen bu alan, Türk Borçlar Kanunu’nun 71. Maddesinde şu şekilde yer almaktadır:
“Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır.
Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.”



