Küresel iklim krizi, yalnızca çevresel etkilerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ekonomik yapıları derinden sarsacak ve hukuki düzenlemeleri yeniden şekillendirecek kapsamlı sonuçlara yol açmaktır. İklim, doğa ve çevrenin korunması; yalnızca belirli bir kesimin değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Bu kapsamda, dünyadaki her toplumun bir iş birliğiyle çevreyi ve insan yaşamını korumaya yönelik etkili çözümler üretmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Uluslararası düzeyde hayata geçirilecek iklim ve çevreye yönelik koruyucu ve önleyici düzenlemeler, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakları da güvence altına alacak; olası küresel krizin önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır. Makalemiz kapsamında iklim krizinin önüne geçmek amacıyla planlanan hedefler, sıfır karbon stratejileri ve ülkemizdeki son durum hukuki açıdan ele alınacaktır.
Sıfır Karbon & Karbon Nötr Nedir?
Sıfır Karbon (Zero Carbon), insan kaynaklı faaliyetlerin atmosfere hiçbir şekilde karbon salımı yapmadığı, çevresel sürdürülebilirliğin en yüksek düzeyde sağlandığı bir durumu ifade eder. Bu ideal hedef, üretimden tüketime kadar tüm süreçlerde fosil yakıt kullanımının ortadan kaldırılması ve temiz enerjiye tam geçişi gerektirir. Karbon Nötr (Carbon Neutral) kavramı ise, kaçınılmaz emisyonların çeşitli telafi yöntemleriyle dengelenerek net sıfır seviyesine indirgenmesini amaçlar. Karbon dengelemesi; ormanlaştırma çalışmaları, karbon yakalama ve depolama teknolojileri ile yenilenebilir enerji yatırımları gibi uygulamalarla sağlanır.[1]
Her iki kavramın ortak noktasında ise bireylerin, işletmelerin ve devletlerin çevresel sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekliliği yer alır. Karbon emisyonlarını yalnızca azaltmak değil, aynı zamanda insan faaliyetlerinin doğaya verdiği tahribatı tersine çevirmek temel amaçtır. Bu doğrultuda, sıfır karbon politikaları günümüzde yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda ekonomik stratejilerin ve uluslararası hukuk sistemlerinin de merkezine yerleşmiştir.
Bu yaklaşımın temel hedefi; küresel ısınmanın önüne geçmek ve iklim değişikliğinin doğa ve insan yaşamı üzerindeki etkilerini en aza indirmektir. Örneğin, sanayide ortaya çıkan karbon salımına karşı atmosferden karbon yakalama sistemlerinin kurulması ya da orman tahribatına karşılık ekolojik dengeyi koruyacak ağaçlandırma faaliyetlerinin artırılması gibi somut adımlar, bu sürecin parçasıdır.[2]
Karbon ayak izini azaltmak, yalnızca bugünkü yaşam koşullarını değil, gelecekteki nesillerin varlığını da doğrudan etkileyen bir gerekliliktir. Sera gazlarının kontrolsüz biçimde atmosfere salınması; iklim sisteminin bozulmasına, deniz seviyelerinin yükselmesine, tarım alanlarının verimsizleşmesine ve küresel ölçekte sosyal krizlere yol açmaktadır. Bu nedenle karbon salımını dengelemek ve sürdürülebilir şekilde geliştirmek; bireysel tercihlerden devlet politikalarına kadar her düzeyde öncelikli bir sorumluluk haline gelmiştir.
Karbon Nötr Hedefine Nasıl Ulaşılabilir?
Karbon nötr hedeflerine ulaşmak, yalnızca bireylerin çabalarıyla sınırlı kalamayacak kadar kapsamlı ve küresel bir meseledir. Bu süreçte, bireylerden devletlere, özel sektörden uluslararası kuruluşlara kadar her kesimin üzerine düşen sorumluluklar bulunmaktadır. Karbon salımını dengelemek ve iklim krizine karşı etkili mücadele yöntemleri geliştirebilmek için ortak stratejiler belirlenmeli ve kararlılıkla uygulanmalıdır. Bu kapsamda, dünya genelinde öne çıkan temel önceliklerden biri fosil yakıt kullanımının azaltılması olmakla birlikte karbon sıfır hedefindeki genel başlıklar şu şekildedir:[3]
- Fosil Yakıt Tüketiminin Azaltılması
Fosil yakıtlar, kömür, petrol ve doğal gaz, dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağını oluşturmaktadır. Bu yakıtların enerji üretimi, ulaşım ve sanayi gibi alanlardaki yoğun kullanımı, atmosfere yüksek miktarda karbondioksit salınmasına yol açmakta ve küresel ısınmayı hızlandırmaktadır. Bu nedenle, karbon nötr bir geleceğe ulaşmak adına atılması gereken en kritik adımlardan biri, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmaktır.
Bireylerin günlük yaşamda enerji tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi ne kadar önemliyse, kurumların ve devletlerin de üretim ve enerji politikalarını yenilenebilir kaynaklara göre şekillendirmesi bir o kadar elzemdir. Güneş, rüzgâr, jeotermal ve biyokütle gibi çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmek, karbon salımını azaltırken aynı zamanda enerji güvenliğini de artıracaktır. Özellikle elektrik üretimi, ulaşım sistemleri ve ağır sanayi gibi yüksek karbon salımı yapan sektörlerde köklü bir dönüşüm sağlanması, karbon nötr hedeflere ulaşmada belirleyici rol oynamaktadır. Elektrikli araçların yaygınlaşması, enerji verimli altyapıların kurulması ve sürdürülebilir üretim tekniklerinin benimsenmesi, bu dönüşümün temel taşlarını oluşturmaktadır.
- Yenilenebilir Enerjiye Yatırım
Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları, karbon salımı açısından fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında ya sıfıra yakın ya da son derece düşük emisyon değerlerine sahiptir. Bu kaynaklar, enerji üretimini çevreye zarar vermeden gerçekleştirmeyi mümkün kılar. Dolayısıyla, fosil yakıt bağımlılığını sona erdirmek ve karbon nötr hedeflerine yaklaşmak açısından yenilenebilir enerjiye yönelmek hem çevresel hem de ekonomik açıdan en doğru yoldur.
Enerji politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesi, karbon nötr hedeflerin yalnızca bir hayal değil, ulaşılabilir bir gerçeklik olmasını sağlayacaktır. Gelişmiş ülkelerde bu dönüşüm büyük ölçüde başlamışken, gelişmekte olan ülkelerin de temiz enerji altyapılarına yatırım yapmaları artık bir tercih değil, iklim krizine karşı küresel sorumluluğun gereğidir.
- Enerji Verimliliğini Artırmak
Enerji verimliliği, mevcut enerji kaynaklarını daha etkin kullanarak, aynı miktardaki enerjiyle daha fazla iş yapılabilmesini ifade eder. Bu yaklaşım, yalnızca enerji tüketimini azaltmakla kalmaz; aynı zamanda karbon salımını düşürerek çevresel sürdürülebilirliğe önemli katkı sağlar. Dolayısıyla enerji verimliliği, karbon nötr hedeflerine ulaşma yolunda atılacak stratejik adımlardan biridir. Konutlarda ısı yalıtımının iyileştirilmesi, enerji dostu sınıfına sahip cihazların tercih edilmesi, akıllı aydınlatma ve otomasyon sistemlerinin kullanımı gibi uygulamalar hem bireysel hem de kurumsal ölçekte enerji tasarrufunu mümkün kılar. Bu tür uygulamalar, kısa vadede ekonomik tasarruf sağlarken, uzun vadede sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunur. Ayrıca, sanayi tesislerinde enerji kayıplarının en aza indirilmesi ve geri kazanım teknolojilerinin kullanılması, büyük ölçekte karbon azaltımına yardımcı olur.
- Ormansızlaşmaya Karşı Durmak ve Yeşile Sahip Çıkmak
Ormanlar, atmosferdeki karbondioksiti emerek doğal karbon işlevi gören en güçlü ekosistemlerden biridir. Bu yönüyle, iklim krizine karşı verilen mücadelenin en önemli faktörü olarak kabul edilir. Ancak günümüzde, tarım alanı açma, kentleşme, madencilik ve yasa dışı ağaç kesimi gibi nedenlerle ormansızlaşma tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Bu durum yalnızca biyolojik çeşitliliği tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda küresel karbon dengesini de bozmaktadır.
Ormanların korunması ve yeşil alanların genişletilmesi, karbon nötr hedeflerine ulaşmada vazgeçilmez bir stratejidir. Ağaçlar, yaşamları boyunca atmosferden büyük miktarda karbondioksit emerek iklim sistemini korur. Bu nedenle, ormansızlaşmaya karşı alınacak önlemler yalnızca çevre koruma açısından değil, insan sağlığı, üretim ve su döngüsü gibi birçok yaşamsal alan açısından da doğrudan önem taşır. Doğal yaşam alanlarının korunması, ağaçlandırma ve yeniden ormanlaştırma projeleri ile karbon salımının dengelenmesine katkı sağlanır.
Sıfır Karbon Hedefi: Uluslararası Çözümler
Karbon Nötr hedefi ve iklim kriziyle mücadele konusunda yalnızca bireysel değil küresel olarak çözümler üretilmelidir. Bu kapsamda, uluslararası alanda gerçekleştirilen iş birliği sonucunda bu konuda sözleşmeler ve ülke bazlı taahhütlerde bulunulmuştur. Şöyle ki;
Sıfır Karbon ve Karbon Nötr hedefi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında 2016 yılında yürürlüğe giren Paris Anlaşması ile ses getirmiştir. Bu anlaşma ile Dünya’nın ortalama sıcaklığındaki artışın, Sanayi Devrimi öncesindeki döneme kıyasla 1,5 °C’de tutulması hedeflenmiştir. Sıcaklık artışını 1,5 °C ile sınırlı tutmak için de sera gazı salımını 2030’a kadar %45 azaltmak, 2050’ye kadar ise net sıfır hedefine ulaşmak gerekiyor.[4] Bu hedefe ulaşabilmek adına pek çok ülke çevreye ilişkin yeni düzenlemeleri yürürlüğe koymuştur. Bu kapsamda; Paris İklim Anlaşması, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatıve COP26 Konferansı, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik öne çıkan uluslararası girişimler arasında yer almaktadır.
Özellikle AB Yeşil Mutabakatı, iklim değişikliğiyle mücadelede kapsamlı ve etkili düzenlemeler içeren stratejik bir yol haritası sunmaktadır. Bu yol haritası; temiz enerjiye geçiş, sürdürülebilir sanayi politikaları, bina ve altyapıların çevreci dönüşümü ve çevresel kirliliğin önlenmesi gibi pek çok alanda somut hedef ve araçlar içermektedir.[5]
Bu araçlardan biri olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Avrupa Birliği’nin ithal ürünlerdeki karbon ayak izini denetim altına alarak, emisyonları azaltmayı ve uzun vadede sıfırlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda 2030 yılına kadar karbon emisyonlarında %55 oranında azalma, 2050 yılına kadar ise karbon sıfır hedefine ulaşma planlanmaktadır.
Başta Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Japonya, Güney Kore ve Kanada olmak üzere çok sayıda ülke, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmayı taahhüt etmiştir. Bu kapsamda; fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş hızlandırılmakta, enerji verimliliği artırılmakta, karbon yakalama ve depolama teknolojilerine yatırım yapılmaktadır. Aynı zamanda sürdürülebilir ulaştırma sistemleri, yeşil sanayi politikaları ve doğa temelli çözümler gibi çok yönlü uygulamalar hayata geçirilmektedir.
Türkiye’nin ilk İklim Kanunu
Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesinde bir dönüm noktası teşkil eden İklim Kanunu, 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, karbon emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum sürecinin etkin şekilde yürütülmesi açısından kapsamlı ve stratejik düzenlemeler içermektedir.
Avrupa Birliği’nin sıfır karbon hedefleriyle uyumlu şekilde hazırlanan İklim Kanunu ile Türkiye, 2053 yılı için öngörülen sıfır karbon hedeflerini yasal bir zemine oturtmuştur. İlgili Kanun ile sektörlerin iklim düzenlemelerine entegrasyonu, doğa temelli çözümlerin teşvik edilmesi ve bulunan çözümlerin sürdürülebilirliğinin sağlanması konusunda yükümlülükler getirilmiştir.
İklim Kanunu Kapsamında Yer Alan Düzenlemeler
- Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Kanun, Türkiye genelinde tüm sektörlerde uygulanabilecek bir emisyon ticaret sistemi uygulanmasını düzenlemiştir. Bu sistem kapsamında, ilgililer tarafından belirlenecek sektörlerde faaliyet gösteren işletmelere karbon salımı sınırı getirilecek ve fazla salım yapan işletmelerin karbon kredisi satın alması, az salım yapan işletmelerin ise satış yapabilmesinin yolu açılacaktır. Böylece karbonun maliyetlendirilmesi ile sanayi ve enerji gibi, karbon salımının yüksek olduğu sektörlerde, düşük karbonlu üretim modellerine geçiş artacaktır.
- Karbon Fiyatlandırma: Paris Anlaşması ve Yeşil Mutabakat ile uyumlu olacak şekilde karbonun fiyatlandırılması hüküm altına alınmıştır. Karbon vergisi getirilerek çevreye zarar veren işletmeler için ekonomik açıdan dezavantaj yaratılacaktır. Bu sayede temiz ve yeşil yatırım, üretim biçimine yönelmeler gündeme gelecektir.
- Yeşil Finansman ve Teşvikler: Düşük karbonlu üretim ve yatırımlar, çevreci teknolojiler ve yeşil sürdürülebilirliği destekleyen projelere yönelik kamu desteği ve finansman artırılmıştır. Sunulan teşvikler ile iklim dostu yatırımlara yönelme artacak ve sektörlerde yeşil dostu döneme geçilecektir.
SONUÇ
Küresel bir sorun haline gelen iklim krizi; yalnızca bir çevre sorunu olarak kalmamakla birlikte, ekonomi, siyaset ve hukukun doğrudan odaklandığı bir alan haline gelmiştir. Türkiye’nin yeni İklim Kanunu, toplumun ve çağın ihtiyaçlarını karşılamak adına düzenlenen ve hukuk alanında atılan önemli adımlardan biridir. Sıfır karbon hedefi; insanlığımızın, geleceğimizin ve siyasetimizin şekillenmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu hedefe ulaşırken hukuk hem yaptırımlarıyla hem toplumdaki gücü ile bilinçlenmeyi ve dönüşümü hızlandırmaktadır. Bu noktada hukuk, yalnızca düzenleyici bir araç değil; aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin en güçlü zemini haline gelmiştir. Çevresel sorumluluk bilinciyle şekillenen bu yeni hukuk anlayışı, sadece bugünkü yaşam standartlarını değil, gelecek kuşakların hakkını da güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ülkemiz tarafından atılan bu büyük adım ile birlikte sıfır karbon yalnızca bir hayal değil; kararlılık ve süreklilikle çözümü yakın olan bir hedef halini almıştır.
[1] Karbon Ayak İzi ve İklim Yasası: Toplumsal, Ekonomik ve Siyasal Etkiler Üzerine Bir Değerlendirme, Cemal AKKUŞ.
[2] https://earth.org/net-zero/
[3] Net Sıfır Hedefi Nedir? Net Sıfır Hedefine Ulaşmak Mümkün Mü? Hayriye Yetiş.
[4]a.g.e. Hayriye Yetiş.
[5] European Commission, 2022.



