BASIN HÜRRİYETİ VE KVKK ÇATIŞMASI NEDİR

KVKK & Basın Hürriyeti

Kişisel verilerin korunması hakkı, ülkemiz 1982 Anayasası’nda, 5982 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” kapsamında yapılan değişiklik ile anayasal bir hak olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile Anayasa’nın 20. maddesine;

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

hükmü eklenmiş ve kişisel verilerin korunması hakkı temel hak ve özgürlüklerimiz kapsamına alınmıştır. Bu hüküm gereğince kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiş ve nihayetinde kişisel verilerin korunması için hem Anayasa kapsamında hem de özel bir kanun ile hukuki güvence sağlanmıştır.

Basın hürriyeti de aynı şekilde Anayasa kapsamında kişi hakları başlığı altında düzenlenen temel hak ve özgürlüklerimizdendir. Anayasa’mızın basın hürriyetine ilişkin maddesinde;

“Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama hakkına ve yayma hakkına sahiptir.

Basın hürdür, sansür edilemez.”

hükmü düzenlenmiş olup, bu hüküm kapsamında basın özgürlüğü temel kişilik haklarımızdan kabul edilmiştir.

Her temel hak ve özgürlüğün belirli sınırları bulunmakla birlikte kişisel verilerin korunması hakkı ve basın hürriyetinin de birtakım sınırlamaları bulunmaktadır. Basın hürriyeti bakımından genel sınır, kişilerin özel hayatının ve kişisel verilerinin ihlal edilmemesi şeklindedir. Kişisel verilerin korunması hakkı bakımından ise kamuoyu yararı, milli güvenlik gibi sebeplerle ilgili verilerin basın hürriyeti kapsamında kamuoyu ile paylaşılması ve hakkın sınırının göz ardı edilmesi söz konusu olabilmektedir.  İki hakkın sınırlarının çatışıyor olması, uygulamada da kişisel verilerin korunması ile basın hürriyetini karşı karşıya getirmektedir. Sizler için bu yazımız kapsamında basın hürriyeti ve kişisel verilerin korunması hakkı bakımından çatışma noktalarına, iki hak arasında kurulması gereken dengeye değiniyor olacağız.

  1. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI HAKKI

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişilerin her türlü verisinin izinsiz işlenmesi, saklanması ve yayınlanması engellenmiştir. İlgili Kanun’da yer alan kurallar sayesinde kişilerin rızası olmaksızın verileri üzerinde gerçekleştirilecek her türlü harekete sınır koyulmuştur. Kanun gereği herkes, kişisel verilerine ilişkin kayıtları görüntüleme, düzeltilmesini isteme veya ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahiptir. Kişisel verilerin korunması hakkı, giriş kısmında da yer vermiş olduğumuz üzere Anayasa’mızın 20. maddesine eklenerek anayasal bir hak değeri kazanmıştır.

  1. BASIN HÜRRİYETİ

Basın Kanunu kapsamında basın kavramının çerçevesi çizilmiş olup, ilgili kanuna göre basın; basılmış eserlerin basımı ve yayımı ile internet haber sitelerini kapsamaktadır. Anayasa’da kişi hakları başlığı altında düzenlenen temel haklarımızdan olan basın hürriyetine 28. maddede yer verilmiştir. Giriş kısmında yer vermiş olduğumuz basın hürriyetine ilişkin madde kapsamında genel olarak; basının özgür olduğu, engellenemeyeceği ve basımevi kurmanın herhangi bir izne tabi olmadığı hüküm altına alınmıştır. Basın hürriyeti, doğrudan olarak bireylerin düşünce ve ifade özgürlüğü ile ilgili olup, toplum açısından basın hürriyetinin önemine binaen Anayasa’da da kapsamlı düzenleme alanı bulmuştur.

Demokratik toplumlarda önemli bir yere sahip olan basın hürriyeti, kamu yararı bulunan konular hakkında kamuoyu oluşturmak, halkı bilgilendirmek gibi işlevlere sahip olup, basın hürriyetinin kullanılması veya basın faaliyetleri sırasında kişisel veri niteliği taşıyan bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması veya kişisel verilerin kaydedilmesi gibi hukuki sonuç doğuran işlem veya eylemler söz konusu olabilmektedir.[1] Bu gibi durumlarda, haber verme ve eleştirme hakkı ya da görevi bulunan basının, kişisel verilere müdahale teşkil eden ya da kişisel verilerin korunması hakkını ihlal eden eylemleri söz konusu olmaktadır. İşte tam da bu noktada, basın hürriyeti ile kişisel verilerin korunması hakkı çatışmakta ve birçok hukuki sorunu da beraberinde getirmektedir.

  1. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI HAKKI & BASIN HÜRRİYETİ

Anayasa kapsamında düzenleme altına alınan hak ve özgürlüklerimiz arasında herhangi bir üstünlük ilişkisi bulunmamaktadır. Bu sebeple kişilere tanınan her temel hak ve özgürlük aynı derecede önemli ve değerlidir. Aynı şekilde Anayasa’mız ile her temel hak ve özgürlüğe belirli sınırlar çizilmiştir. Dolayısıyla hiçbir temel hakkın, başkaca bir temel hak ile çatışmaya girmemesi gerekmektedir. Bu durumun ihlali halinde ise meydana gelen çatışmanın giderilmesi gerekir.

Anayasa’da düzenlenen temel hak ve özgürlüklerimiz bakımından meydana gelebilecek herhangi bir çatışma durumunda pratik uyuşum ilkesi uygulama alanı bulmaktadır. Bu ilke ile iki anayasal hak arasındaki dengenin kurulması amaçlanmaktadır.[2] Toplumsal olarak meydana gelen gelişmeler ve haberleşme araçlarının çoğalması sonucu olarak kişisel verilerin korunması hakkı ile basın hürriyeti hakkı karşı karşıya gelmektedir. Bir yandan kişisel verilerin korunması, bireylerin özel hayatının gizliliği, masumiyet karinesi gibi temel haklar; diğer yandan ise bilgi edinme hakkı, kamu yararı, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi temel haklar birçok kez çatışma alanı bulmaktadır. Tüm bu temel hak ve özgürlüklerimiz arasında bir dengenin oluşturulması ve hukuken bir çözüm yolu bulunması önem arz etmektedir.

  1. AİHS KAPSAMINDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI HAKKI VE BASIN HÜRRİYETİ

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında hem kişisel verilerin korunması hakkı hem de basın hürriyeti koruma altına alınmıştır. AİHM’in kişisel verilerin korunması hakkını koruma kapsamına dahil ettiği “özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı AİHS 8. maddesinin ilk fıkrası gereği: 

“Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”

Aynı şekilde, AİHM’in basın özgürlüğünü koruma kapsamına dahil ettiği “ifade özgürlüğü” başlıklı AİHS 10. maddesinin ilk fıkrası gereği: 

“Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.”

Sözleşme’de yer alan düzenlemeler ile her iki hakkın geniş bir korumaya sahip olduğu görülmektedir. Uygulama bakımından çoğu zaman çatışma yaratan bu iki hakkın, diğerinden üstün olmaması sebebiyle hukuken kalıcı bir çözüm bulunamamaktadır. Dolayısıyla, kişisel verilerin korunması hakkı ile basın hürriyeti arasında kurulması gereken dengenin kriterleri, AİHM ve Yargıtay içtihatları ışığında gelişerek oluşmuştur. 

AİHM, ilgili içtihatlarında; sıradan vatandaşlar ile topluma mal olmuş kesim arasında özel hayat ve ortak hayat kavramı arasında farklılıklar olduğunu ifade etmiştir. Resmi kamu görevi yürüten kişilerin, siyasilerin, toplumda öne çıkan insanların daha fazla eleştiriye katlanması gerektiğini, özel hayatlarının normal vatandaşlara kıyasla daha dar olduğunu belirtmiştir. [3] Bu hususa ilişkin AİHM’in temel kararı olarak nitelendirilen “Von Hannover Kararı” ve ilgili diğer kararına sizler için aşağıda yer vermekteyiz.

  1. AİHM- VON HANNOVER V. GERMANY KARARI[4]

Hannover Prensesi Caroline Louise Marguerite, bu kararda erkek arkadaşıyla birlikte tatildeyken çekilen fotoğraflarının yayınlanmasını AİHM önüne taşımıştır. Daha önceden de bu hususta çokça mağdur edilen Prenses Caroline’nin, ailesiyle vakit geçirirken, spor yaparken, arkadaşlarıyla otururken ve tatildeyken bile sürekli olarak görüntüleri çekilip yayınlanmaktaydı. Söz konusu durumu defalarca kez Alman yargısına taşıdıktan sonra mahkeme kendisine; toplum için örnek bir figür olduğunu ve bu sebeple özel hayatının çağdaş toplum yararı için paylaşılması gerektiğini belirterek kişisel verilerini koruma altına almamıştır. Akabinde Prenses Caroline, son çare olarak erkek arkadaşıyla tatildeyken fotoğraflarının çekilip yayınlanmasına ilişkin durumu AİHM’e taşımıştır.

AİHM bu davada; Prenses’in herhangi bir resmi görev ifa etmediği ve resmi bir sıfatı da bulunmadığı için özel bir birey olduğuna, AİHS’in 8. maddesindeki özel yaşamının korunması ile 10. maddesindeki ifade özgürlüğünün çatıştığına ve Alman mahkemelerinin bu çıkarlar arasında adil bir denge kuramadığına hükmetmiştir. Gerekçe olarak da başvuranın gözlerden uzakta olmaksızın halk tarafından bilinen yerlerde olsa bile; halkın, başvuranın nerede olduğu veya özel hayatında nasıl davrandığı ile ilgili bilgileri öğrenmesinde meşru bir çıkar olmadığını göstermiştir. Somut olayda, görüntüler münhasıran ve bütünüyle özel yaşama dair eylemlerle alakalı olduğundan ve haberin tek amacı okuyucuların prensesin özel yaşamının ayrıntılarına ilişkin merakını tatmin etmek olduğundan, haberde kamuoyunun değerlendirmesinde yarar sağlayacak bir husus bulunmamıştır. Özetle AİHM; somut olayda mağdur edilen kişi Prenses dahi olsa özel hayatın gizliliği hakkı ve basın hürriyeti bakımından her somut durumu değerlendirerek karar vermektedir.

AİHM, Von Hannover kararında iki hak arası kurulacak dengede esas alınacak kriterleri belirli başlıklar altında toplayarak yukarıda yer alan şekilde kapsamlı bir inceleme yapmıştır. Kişisel verilerin korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında kurulacak dengede yol gösterici nitelik taşıyan bu kriterleri; 

  • Kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı,
  • Kişinin tanınmışlık derecesi ve röportajın konusu,
  • Kişinin önceki davranışları (Örneğin; basın ile iş birliği yapılıp yapılmadığı),
  • Yayının içeriği, şekli ve sonuçları,
  • Fotoğrafların çekilme şartları olarak sıralamıştır.

Görüleceği üzere AİHM, Prenses Caroline’nin özel hayatına ilişkin görüntülerin yayınlanması hususunu mahremiyet hakkının ihlali şeklinde değerlendirmiştir. Aynı şekilde sonraki tarihli olaylarda vermiş olduğu kararlarda da yukarıda sıralamış olduğumuz kriterleri uygulamıştır. Bunun yanı sıra AİHM, her zaman somut olayın koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini ve hangi hakka üstünlük tanınması gerekiyorsa hassasiyetle tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu doğrultuda, Von Hannover kararının aksi şekilde AİHM’in basın özgürlüğünü üstün tuttuğu kararına da aşağıda yer vermekteyiz.

  1. AİHM- AXEL SPRINGER AG V. GERMANY [5]

Axel Springer A.Ş. ile Almanya devleti arasında meydana gelmiş olan bir davadır. Bu davada; Axel Springer basım şirketi olup, bu şirkete bağlı olan BILD gazetesinde Almanya kökenli bir aktör hakkında uyuşturucu yakalattığından bahisle makale yayınlanmıştır. Ünlü aktör ise buna karşılık olarak daha fazla makale yayınlanmaması adına Alman Mahkemelerine konuyu taşımış ve dava açmıştır. Mahkeme aktörü haklı bulmuş ve Axel Springer A.Ş. hakkında tazminat kararı vermiştir. Axel Springer, ilgili kararları AİHS 10. maddesi gereğince ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürerek AİHM önüne taşımıştır. Mahkeme bu kararında, somut olayı topluma göre değerlendirerek basın hürriyeti ile kişisel verilerin korunması arasında yukarıda yer vermiş olduğumuz kriterlere göre bir denge kurmuştur. Nihayetinde AİHM; aktör hakkında yayınlanmış olan makaleleri demokratik toplum bakımından önemli olduğunu, bilgi edinme hakkı kapsamında kaldığını, yargısal değerlendirmelerin toplum için öğrenilmesi gereken hususlardan olduğunu belirtmiştir.

Görüleceği üzere; AİHM değerlendirme yaparken bahsi geçen kriterler uyarınca olayı incelemiş olup, sonucunda kamu yararının üstün tutulması gerektiğine ve bu sebeple de basın hürriyeti hakkının korunmasına karar vermiştir.

Bu iki karardan da anlaşılacağı üzere gerek basın hürriyeti gerekse de kişisel verilerin korunması hakkı, demokratik toplumlar için vazgeçilmez haklardandır. Adeta iç içe geçmiş olan bu iki hak arasındaki dengenin korunması, demokratik düzenin devamlılığı için önem arz eden husustur.

  1. TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN UYGULAMA

Ülkemiz hukukunda basın hürriyeti ile kişisel verilerin korunması hakkının çatışması halinde Yargıtay; somut durumun gerçekliği, kamu yararı, toplumsal ilgi ve merak, haberin güncelliği kriterleri içinde değerlendirme yaparak AİHM içtihatlarında yer alan kriterler ile benzer şekilde önüne gelen olayı çözümler. [6]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilmiş olan bir kararda “kamu yararı” kavramının her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ancak kişilerin özel hayatlarının sebepsiz yere ifşa edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla uygulama bakımından, ülkemizde de AİHM içtihatlarıyla paralel şekilde hareket edildiği görülmektedir.

Yukarıdaki durumlarla benzer bir karar da Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiştir. Asım Bayar ve Veysel Bayar kararında; Hürriyet gazetesinde başvurucular hakkında yayınlanan bir haberin artık güncel olmadığı, şeref ve itibarlarını zedelediği ileri sürülmüştür. Başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi; haberde gerçeğe aykırılık bulunmadığını, itibar zedeleyecek herhangi bir ifadeye yer verilmediğini, olayın henüz güncelliğini kaybetmediğini ve tarafların topluma mal olmuş siyasi kişiler olması sebebiyle kamuoyunun yararı olduğunu tespit etmiştir. Bu sebeple ilgili haberin kişisel verilerin ihlaline veyahut özel hayatın gizliliğine ve unutulma hakkına herhangi bir zarar vermediğine karar vermiştir. Kişilerin haber alma ve bilgiye erişme hakkı bakımından ilgili haberin varlığının devam etmesi gerektiğine hükmetmiş, başvurucuların talebini de bu sebepler dolayısıyla reddetmiştir.

AYM ve AİHM önüne gelen kararlarda paralel şekilde öncelikle sıradan vatandaş, topluma mal olmuş vatandaş ayrımı yapmış ve somut durumu bu ayrıma göre değerlendirmiştir. Kişisel verilerin korunması hakkı ve basın hürriyeti arasında hiyerarşik bir sıralama yapılamaması sebebiyle her iki hakka da aynı değer tanınmış, aralarındaki denge bu şekilde karşılaştırma yapmak suretiyle sağlanmıştır.

SONUÇ

Basın özgürlüğü, demokratik toplumların temel ilkelerinden biri olmakla birlikte, mutlak bir hak değildir. Bu özgürlük; bireylerin hak ve özgürlüklerine zarar vermemek, toplum sağlığı ve ahlâkını gözetmek, kamu düzeni, özel hayatın gizliliği gibi sebeplerle sınırlanabilmektedir. Habercilik faaliyeti, kişilerin özel hayatına sınırsız müdahale hakkı anlamına gelmemektedir. Ancak, bir haberin kamu yararı taşıması ve orantılılık ilkesine uygun davranılması durumunda, kişinin mahremiyetine ya da itibarına yönelik bir müdahale hukuka uygun kabul edilebilir ve bu durumda herhangi bir sorumluluk doğmaz. Aksi halde, yalnızca belli bir toplumun merakını tatmin etmeye yönelik, hiçbir kamu yararı barındırmayan durumlarda gerçekleştirilen haberleşme hukuki bir zemin bulamayacak ve kişisel verilerin korunması hakkının ihlaline sebebiyet verecektir.

Bu konuda yasal bir sorumlulukla mücadele etmemek adına sizlere önerimiz; kişisel verilerin korunması ve basın hürriyeti arasındaki dengenin kurulması için kişisel verilerin anonimleştirilerek sunulması, haber değeri taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi ve bu kapsamda herhangi bir ifşaya mahal verilmemesi için önlem alınmasıdır. Bir olayda hem kamuoyunun bilgi edinmesi hem de kişisel verilerin korunması hakkı karşı karşıya gelmekte ise ilgili kişilerin isimlerinin gizlenmesi, yüzlerinin karartılması gibi önlemler alınması yoluna gidilmesi gerekmektedir. Netice olarak hem basın hürriyeti korunmuş hem de kişilerin mahremiyeti ihlal edilmemiş olacaktır. Dolayısıyla iki hak arasında dengenin sağlanabilmesinin birçok yolu olmakla birlikte bu konudaki asıl belirleyici olan mahkemelerin vereceği kararlardır. Her ne kadar içtihatlar aracılığıyla halihazırda bu sorunla başa çıkılıyor olsa da gelişen teknoloji ve haberleşme ağları sonucunda kişisel verilerin korunması hakkı ve basın hürriyeti çokça karşı karşıya gelecektir. Bu sebeple ilerleyen dönemler için iki hak arasındaki dengenin hukuken kesin bir çözüme kavuşturulması, doğabilecek sorunların önceden ortadan kaldırılmasına yarayacaktır. Aksi durumda, bu iki hakkın çatıştığı durumlar artacak ve hukuk aleminde çokça tartışma alanı bulacaktır.


[1] Mehmet Beşir Acabey, “Basın Özgürlüğü ve Bu Özgürlüğün Bir Sınırı Olarak Kişilik Hakkı Freedom of Press and Personal Rights as the Limits of It”, Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, 8 (Özel), (2013), 8.

[2] Pratik uyuşum ilkesi; birbirleri ile çatışan veya çelişen birden fazla anayasal normun biri diğerine feda edilmeden diğer bir ifade ile her bir norma azami anayasal etki sağlanacak şekilde yorumlanması olarak ifade edilmektedir. Ömer Keskinsoy, Semih Batur Kaya “Anayasa Mahkemesi Kararlarını Biçimlendirme Çabası Olarak Yorum” Hacettepe HFD, 11, 63-105.

[3] Safa Reisoğlu, Prof. Dr. Turgut Akıntürk’e Armağan Basın Özgürlüğü ve Kişilik Haklarının Korunması. (İstanbul: Beta Yayınları, 2008), 301; Aydın Zevkliler ve Mehmet Beşir Acabey ve Emre Gökyayla, Medeni Hukuk, Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, 6. Baskı. (Ankara: Seçkin Yayınevi, 2000), 471-472.

[4] Von Hannover Kararı, Başvuru No:59320/00, Von Hannover Kararı-2, Başvuru No:40660/08

[5]  60641/08, Von Hannover Kararı-3, Başvuru No:8772/10 ve Axel Springer AG Kararı, B.N:39954/08

[6] Doğan, Pınar Bahar (2014/4). Çatışan İki Değer: Haber Verme Hakkı ve Kişilik Hakkı, Ankara Barosu Dergisi, s. 489.