boşanma hukukunda çocuğun velayeti ve ortak velayet

Türk Hukukunda Ortak Velayet

  1. Velayet Kavramının Genel Tanımı

Türk hukukunda velayet kavramı, küçüğün ebeveynleri veya yasal temsilcisi tarafından korunması ve her türlü menfaatinin gözetilmesi maksadıyla öngörülmüş olan oldukça önemli ve ciddi sorumluluklar yükleyen bir müessesedir. Velayet hakkı ile, küçüğün şahsi ve temel haklarının temsili ile malvarlığının yönetimi, reşit olana kadar (18 yaşını doldurana kadar) ebeveynleri veya temsilcisi tarafından yönetilip aynı zamanda da korunmaktadır. Bu kapsamda çocuğun ruhsal olarak sağlığının yerinde ve stabil olması ile yaşama, vücut dokunulmazlığı, beslenme, eğitim hakkı gibi akla gelebilecek her türlü hakkının en iyi koşullarda sağlanması gerektiği yasa ve mevzuat ile düzenleme altına alınmıştır. Velayet müessesinde hukuken asıl dikkate alınan ölçüt, çocuğun üstün yararının korunmasıdır. 

Velayetin kapsamı, 6271 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 332. Maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır: “Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar… Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.” 

Söz konusu maddenin lafzından anlaşılacağı üzere, ebeveynlerin velayet hakları kapsamında çocuğun her türlü ihtiyacı ve bakımından sorumlu oldukları önemle belirtilmiştir.

Ayrıca yine konuya ilişkin 6271 Saylı Türk Medeni Kanunu’nun 335. maddesi şu şekildedir: “Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz. “

Görüldüğü üzere, 18 yaşını doldurmamış olan küçüğün velayeti özel sebepler olarak adlandırılan yasal koşulların gerçekleşmesi dışında evlilik birliği içerisinde annesi ile babasının yönetimi altındadır. Evlilik birliği devam ettiği sürece anne ile baba velayet hakkını birlikte kullanmaktadır. Anne ile baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü şahıslara karşı çocuklarının yasal temsilcisi sayılmaktadır. 

Bu noktada evlilik birliği dışında doğmuş olan küçüğün velayetin kimde olacağı hususu da kaleme alınmalıdır. Konuya ilişkin 6271 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 337. Maddesi şu şekildedir: “Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.” Maddeden anlaşılacağı üzere, evlilik birliği dışında dünyaya gelen çocuğun velayeti anneye ait olup, annenin ölümü, yaş küçüklüğü, velayetin alınma sebeplerinden birinin meydana gelmesi gibi hallerde velayet, mahkeme tarafından babaya verilebilecektir. 

  1. Boşanma Neticesinde Velayet Hakkının İncelenmesi

Günümüzde boşanma oranları hızla artmakta, bu alanda yapılan araştırmalar son 30 yıl içinde dünyada boşanma oranlarında kayda değer bir artışın söz konusu olduğunu, nüfusun sadece %44’ünün parçalanmamış ailelerden oluştuğunu ortaya koymaktadır. 1 Bu verilere göre, tüm çocuklarının yedide birinin ailesi boşanmış sayılmaktadır. Son yıllarda ülkemizdeki boşanma oranlarına bakıldığında da boşanan eşlerin sayısında ciddi bir artış yaşandığı görülmektedir. 

Hal böyle olunca, boşanma kararı neticesinde velayet hakkının kime/kimlere verileceği hususu da yetkili ve görevli mahkeme olan aile mahkemelerince sıkça değerlendirilmeye başlanmıştır. Müşterek çocuğa/çocuklara sahip olan ebeveynlerin velayet hakkına ilişkin küçüğün kimde kalacağına anlaşmalı boşanma kapsamında tarafların beyan ve rızalarına dayalı karar verebileceği gibi, çekişmeli olarak boşanmaları halinde hâkim tarafından ilgili Kanun hükümleri gözetilerek ve küçüklerin ifadesi alınarak karar verilmektedir. 

Çocuğun idrak seviyesinin makul seviyede olduğunun tespiti halinde, velayet hakkı verilmeden önce mutlaka küçük de dinlenmektedir. Konuya ilişkin Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3,4,5,6. maddeleri uyarınca; idrak çağına erişmiş çocuğa ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemelere göre idrak çağına ulaşmış sayılan küçükler, hâkim tarafından dikkat ve özenle dinlenerek velayetin kime verileceğine karar verilmektedir. Bu şekilde çocuğun üstün yararı gözetilerek en sağlıklı nasıl yaşayacağının anlaşılabilmesi amaçlanmıştır.

Boşanma davası neticesinde velayet ana veya babadan birisine, belirli şartlar altında hem anne hem babaya veyahut üçüncü bir şahıs veya kuruma verilerek erginliğe ulaşana kadar yasal temsilci tayin edilebilmektedir.  

boşanma nedenleri araştırması, T.C. başbakanlık aile ve sosyal araştırmalar genel müdürlüğü, Ankara 2009, s.29; Tatlıoğlu, kasım/demirel, nuri, sosyal bir gerçeklik olarak boşanma olgusu: sosyal psikolojik bir değerlendirme, akademik sosyal araştırmalar dergisi, yıl:4, s.22, Mart 2016, s. 61.

  1. Ortak Velayet Müessesesi

Yukarıda yer verdiğimiz üzere, evlilik birliği boyunca müşterek çocuğun velayeti istisnai durumlar hariç hem anneye hem de babaya verilmiştir. Bu husus, Türk Medeni Kanunu’nun 336/1. Maddesi uyarınca düzenleme altındadır. Evlilik birliği sonra erdikten sonra ise genellikle herkesin bildiği velayetin anne veya babaya veyahut üçüncü bir kişiye/kuruma verilebileceğidir. Ayrıca, evlilik birliği sonra erdikten sonra da genellikle anlaşmalı boşanma usulü ile hâkim ortak velayet kararı verebilmektedir. Bu husus öğretide tartışmalı olup, çocuğun üstün yararı ortak velayete elverişli ise söz konusu velayet hükümlerinin uygulanması uygundur. Bu noktada ebeveynlerin birbirleriyle geçiminin iyi olması, pedagog gibi uzman kişilerin görüşleri, çocuğun ebeveynlerinden şiddet görmüyor olması, aile içi istismara maruz kalmamış olması, kısacası ruh sağlığını etkileyebilecek herhangi bir durumun aile bağlarında mevcut olmaması gerekmektedir. Konuya ilişkin Kararlar şu şekildedir:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 20.02.2017 tarihli 2016/15771 E. 2017/1737 K. sayılı kararı uyarınca “… iki yabancı arasında yapılan ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunun ya da Türk toplumunun temel yapısı ve çıkarlarını ihlal ettiğini söylemenin mümkün olmadığını…

“Ek 7 Nol’u Protokolün 6684 Sayılı kanun ile yürürlüğe girmesiyle birlikte usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümler esas alınacağından (T.C Anayasa 90.maddesi) ortak velayeti engelleyen Türk Medeni Kanunu’nun hükümleri örtülü olarak ortadan kaldırılmıştır. Bu sebeplerle, çocuğun güvenine ve üstün yararına aykırı olduğuna dair dava dosyasında herhangi bir iddia ve delil bulunmaması da gözetilerek çocuğun üstün yararı gereğince ortak velayete hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır…” (Ankara BAM 1. HD, T: 10.05.2017, E: 2017/121, K: 2017/601)

İlgili kararlarda açıklandığı üzere, ortak velayete küçüğün her türlü hakkına ve üstün yararına aykırı olmadığı takdirde uygulamada sıklıkla rastlanmasa da karar verilebilmektedir. Gerek taraf olduğumuz uluslararası antlaşmalar gerekse Anayasaya aykırılık ortak velayet bakımından kabul edilmemiştir.

Neticeten ortak velayetin kamu düzenine herhangi bir aykırılık teşkil etmediği de Yargıtay tarafından tespit edilmiş olup ebeveynler tarafından uygun ortamın ve ödevlerin sağlanması halinde ortak velayete karar verilebilecektir.

Av. Melis ŞAHİN