Ticari alacak, bir tacir veya şirketin faaliyetleri yani mal veya hizmet satımı doğrultusunda hak kazanmış olduğu, değeri para ile ölçülebilen alacaktır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 3 uyarınca bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. İşletmelerin varlığını problemsiz bir şekilde sürdürebilmeleri için şüphesiz ki alacakların tahsilatı en önemli noktadır. Bu nedenle, bu yazımızda sizler için ticari alacakları güvence altına alabilecek önleyici stratejilerden, hukuki süreçlerin yönetimine kadar tüm aşamaları derinlemesine inceleyeceğiz.
Nakit Akışı ve Sürdürebilirliğin İlişkisi
Ticari şirketler, en temel tanımı ile gelir sağlamayı hedefleyen işletmelerdir. Bir işletmenin nakit akışının sağlamlığı; günlük operasyonlarını sürdürebilmesini, borçlarını vaktinde ödemesini, kâr sağlayabilecek farklı fırsatları değerlendirebilmesini sağlamaktadır. Sağlam bir nakit akışı işletmeye sadece finansal güvence sağlamakla kalmaz, aynı zamanda piyasadaki itibarını ve pazarlık gücünü de güçlendirmektedir.
Özellikle belirli piyasalarda vadeli işlemlerin daha fazla yer bulması, günümüzde tahsil edilemeyen alacakları çok daha fazla gündeme getirmektedir. Kâğıt üzerinde yüksek kazançlar sağlayan şirketler, nakit akışını sağlayamadıkları için likidite krizine girerek faaliyetlerini aksatmakta, hatta iflas ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
Görünmez Maliyetler
Ticari alacakların vadelerinde ödenmemesinin işletmelere verdiği zarar sadece anapara kaybı ile kalmamaktadır. Zamanında ödenmeyen ödemelerin yerini doldurabilmek adına şirketler, kredi kullanımı, az kârlılık ile mal satımı gibi çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Özellikle kredi kullanımlarında ülkemizdeki faiz oranlarının ve banka masraflarının çok yüksek olması nedeniyle işletmeler için ek finansal külfetler oluşmaktadır.
Tüm bunlara ek olarak, paranın enflasyondan kaynaklı zaman içinde erimesi de söz konusudur. Alacağın tahsil edilebilmesi adına harcanan hukuki masraflar, personel gücü gibi durumlar da işletmenin kârlılık payını azaltmakta, görünmez maliyetler oluşturmaktadır.
Tüm bu açıklanan durumların önlenebilmesi veya oluşan bir durumun en az zararla giderilebilmesi için birçok yol bulunmaktadır.
- Önleyici Stratejiler
- Uygulama Yöntemleri
Önleyici stratejiler uygulamada yerleşmiş bir yöntem olarak bulunmamaktadır. Aslında bir işletmenin faaliyetlerini güvence altına alarak sürdürebilmeleri için en maliyetsiz yollar, önleyici kapsamda bulunmaktadır. Önleyici stratejilerin bir ticari ilişkinin 0 noktasından itibaren uygulanması mümkündür. Ticari ilişkilere başlanacak yeni bir müşterinin varlığı durumunda müşterinin piyasadaki bilinirliğinin teyidi, banka istihbaratları gibi hususların kontrol edilmesi, ilerde oluşacak faaliyetler için güvenilirlik sağlayacaktır.
- Hukuki Önlemler
Hukuken en çok tercih ettiğimiz önleyici strateji ise sözleşme yöntemidir. Tacirler arasındaki ticari ilişkinin tüm detaylarıyla bir metne dökülmesi, ileride olası bir olumsuzluk yaşanması durumunda taraflar arasındaki durumu şüphesiz bir şekilde ortaya koyacaktır. Bir sözleşme metni içerisinde taraflar arasındaki ticaretin hangi konuya dayandığı, varsa mal teslimatlarının nasıl ve ne zaman yapılacağı, ödeme koşulları, ödemenin ne zaman yapılacağı ve cezai şart gibi durumların kesinlikle olması gerekir.
- Banka ve Finans Kuruluşları
Banka ve finans kuruluşları ile ticari ilişkilerinizde güvence sağlanabilir. Uygulamada özellikle DBS (Doğrudan Borçlandırma Sistemi) hesapları, Teminat Mektupları, Akreditif gibi durumlar karşımıza çıkmaktadır. Kısaca bahsetmek gerekirse, DBS hesapları bir işletmenin bayileri veya sürekli mal sattığı müşterileri için kullanılabilen bir hesap türüdür.
Teminat mektubu, banka tarafından verilen resmi bir garanti belgesidir. Borçlunun iş karşılığında oluşan borcunu ödemediği durumlarda banka tarafından garanti altına alındığını gösterir niteliktedir.
Akreditif (Letter of Credit) ise ithalat-ihracat söz konusu olduğunda karşımıza çıkmaktadır. Farklı ülkelerde bulunan alıcı ve satıcı arasındaki güven problemini ortadan kaldırır.
Soru: Teminat mektubu ne sağlar, hangi durumlarda tercih edilir?
Cevap: Teminat mektubu, taraflar arasında güven oluşturur ve finansal yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda alıcıya ödeme garantisi sağlar. Bu belge, alıcıya ve işverene güven verir. Böylece projeler, riskten uzak bir şekilde ilerler. Ayrıca teminat mektubu, tarafların finansal yükümlülüklerini güvence altına alır ve ticaretin sorunsuz devam etmesini sağlar.
Soru: Akreditif sistemi nasıl işler ve kimler için uygundur?
Cevap: Akreditif, uluslararası ticarette ithalatçı (alıcı) ve ihracatçının (satıcı) bankalarını aracı kılarak, belirli belgelerin ibrazı karşılığında ödemenin yapılmasını garanti altına alan, güvenli bir dış ticaret ödeme yöntemidir. Banka, ithalatçının talimatıyla, ihracatçıya şartlı bir ödeme taahhüdü verir. Akreditif sistem, risk oranını azaltmak isteyen ve siyasi ve ekonomik belirsizlik yaşan ülkelerle yapılan ihracat ve ithalat işlemlerine güvence sağlamak isteyen firmalarca kullanılması uygun bir sistemdir.
Soru: Banka teminatlı tahsilat yöntemleri güvenli midir?
Cevap: Banka teminatlı tahsilat yöntemleri, ticari işlemlerde en güvenli tahsilat yöntemlerinden biri olarak kabul edilir. Banka, müşterisinin (borçlunun) yükümlülüğünü yerine getirmemesi riskine karşı, alacaklıya belirli bir tutarı ödemeyi taahhüt eder.
Soru: Sözleşme hazırlanırken nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: Tarafların kim olduğu, ticari işin hangi nitelikte olduğu, nasıl yürütüleceği, sözleşmenin konusu mal veya hizmetin ne olduğu ve bunun karşılığında ne kadar bedel ödeneceği gibi hususlar açıkça belirtilmelidir. Sözleşme, iki tarafın da haklarını korumalı ve yükümlülüklerini açıkça saymalıdır.
Soru: Cezai şart sözleşmeye eklenmeli mi, ne işe yarar?
Cevap: Cezai şart, bir sözleşmenin taraflarından birinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, karşı tarafa ödenmesi gereken belirli bir bedeldir. Sözleşmelerde cezai şart, tarafların anlaşma şartlarına uymaması halinde zarar gören tarafı korumayı amaçlar.
- Tahsilat Süreçleri
Taraflar arasında yapılacak olan ödemelerin gecikmesi durumunda ivedilikle tahsilat aşamalarının başlatılması gerekmektedir. Yazımızın başında da bahsettiğimiz üzere ödemelerin gecikmesi, şirketlerin faaliyetleri açısından birçok maliyete yol açmaktadır. Tahsilat aşamasında birden çok duruma başvurulabilir.
- Dostane Çözümler
Özellikle uzun süredir birlikte ticari faaliyetlerde bulunan şirketler arasında bir gecikme olması durumunda uygulamada hukuki yollara başvurmadan önce dostane yollar ile ödeme tahsil edilmeye çalışılmaktadır. Kabul etmemiz gerekir ki, bir anlaşmazlık durumunda direkt hukuki yollara başvurulması bazen tarafları tabir-i caiz ise “inada bindirmekte”, tahsilat sürecini uzatmaktadır. Bu nedenle bize başvuran müvekkillerimize de arabuluculuk önerilmekte, süreç konuşarak halledilmeye çalışılmaktadır.
Soru: Ödeme geciktiğinde ilk ne yapılmalıdır?
Cevap: Öncelikle hızlı bir şekilde borçlu ile iletişime geçilmelidir. Ödemenin iyi niyetli olarak gecikmiş olup olmadığı önemli bir durumdur. Borçlu ile aranızda yazılı bir belge/konuşma olması, ileride başvurulacak hukuki bir yol için de önemli olabilir.
Soru: Hukuki sürece başvurmadan tahsilat yapılabilir mi?
Cevap: Evet. Özellikle ticari hayatta şirketlerin birbirleri ile uzun yıllar çalışması nedeniyle hukuki süreçlere başvurmak en son tercih olmaktadır. Önce taraflar arasında çeşitli yollarla uzlaşma sağlanabilir. Bu durumda da avukat desteği önemli olacaktır.
Soru: Arabuluculuk ticari alacaklarda zorunlu mu?
Cevap: Evet. Ticari alacaklar söz konusu olduğunda arabuluculuk bir dava ön şartıdır. Ancak icra takiplerine başvurmak için arabuluculuk gerekmez.
Soru: Borçlu ile yapılandırma anlaşması nasıl yapılır?
Cevap: Yapılandırma, borcun yeni şartlar altında yeniden düzenlenmesidir. Yapılandırma konusunda önemli olan, gerçekçi bir ödeme planı oluşturmaktır. Mümkün olduğunca yapılandırmalar yazılı olarak yapılmalı ve ödememe/geç ödeme durumunda uygulanacak cezai şartlar da belirlenmelidir.
- Yapılandırma ve İhtarname
Dostane çözümleme çabalarının olumlu bir sonuca ulaşması durumunda taraflar arasındaki alacak üzerinde yapılandırma yapılarak tahsilat sağlanmaya çalışılabilir. Finansal olarak dar kaynaklı olan şirketlerde bu yapılandırma bir ödeme kolaylığı sağlamaktadır. Alacaklı, alacağını belirli bir taksit ile veya başka şekillerde tahsil etmeyi kabul edebilir.
Borçlu taraf ile bir mutabakata varılamadığı durumlarda Noter aracılığı ile yazılı bir ihtarname gönderilerek borçluya ödeme için süre verilebilir. İhtarnamede borçlu taraf, alacağın konusu, miktarı açıkça belirtilmelidir. Ödeme için borçluya süre verilmeli ve bu süre de ihtarda açıkça belirtilmelidir. Uygulamada genellikle bu süre 7 gün olarak uygulanmaktadır.
- Hukuki Yollar
- İcra Takipleri
Hukukumuzda İcra Takip Türleri; İlamlı İcra ve İlamsız İcra olarak iki genel başlık altında ayrılmaktadır. Bu yazımızda ayrıca ilamsız icra takibinin özel bir düzenlemesi olan “Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu’ndan” da bahsedilecektir.
- İlamlı İcra
İlam, en basit tanımı ile, bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmî belge, yani mahkeme kararıdır. Kanunda, ilam niteliğine haiz belgeler sınırlı sayıda olarak sayılmıştır. Ancak bu belgelerin varlığı durumunda ilamlı icra takibine başvurulabilir. Mahkemeden bir alacağa dair alınan kararın icra dairesine teslim edilmesi ile ilamlı icra yoluna başvurulmuş olur. İcra dairesi bunun üzerine borçluya bir icra emri tebliğ eder.
İlamlı icra yolunda, itiraz ile takibin durdurulması usulü bulunmamaktadır. Ancak belirli durumlarda icranın durdurulmasına veya icranın geri bırakılmasına mahkemece karar verilebilir.
- İlamsız İcra
İlamsız icra, bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair başvurulabilecek olan, takibin başlatılabilmesi adına herhangi bir ilâma gerek duyulmayan cebri icra türüdür. İlamsız icra yolunun en önemli yolu, borçlu tarafından itiraz edilebilir olmasıdır.
Uygulamada en çok karşımıza çıkan takip yolu ilamsız icra takibidir. Genellikle elinde bir fatura, dekont gibi mali belge olan alacaklı şirketler, borçlu ile arada dostane çözüm yolu kalmadığında öncelikli olarak ilamsız icra takibine başvurmaktadır.
İlamsız icra takibinde, takip talebinin icra dairesine sunulması ile birlikte icra müdürü bir ödeme emri hazırlar ve borçluya tebliğ eder. Bu ödeme emrinde, alacaklının kim olduğu, borcun ne kadar olduğu gibi bilgiler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, borçlunun 7 gün içerisinde icra takibine itiraz edebileceği belirtilir. 7 gün içerisinde itiraz edilmeyen borç kesinleşir ve takip devam eder. Bu durumda borçlunun malvarlığı, SGK kayıtları, banka hesapları, TAKBİS kayıtları gibi kayıtlar alacaklı vekiline açılır ve haciz talebi gönderilebilir.
İlamsız icra takiplerinde itiraz, farklı konularda yapılabilir ve kendiliğinden takibi durdurur. İlamsız icraya itiraz durumunda karşımıza en çok çıkan durum “borca itiraz” edilmesidir. Borca itiraz; “borcum yok”, “bu borcu daha önce ödedim” gibi şekillerde olabileceği gibi, sadece “borca itiraz ediyorum” şeklinde de olabilir. Bunun yanı sıra, borca kısmi itiraz edilmesi de mümkündür. Bu durumda borçlu, alacaklının iddia ettiği rakamın bir kısmına itiraz ederken, bir kısmını da kabul etmiş olur. İtiraz edilen kısım üzerinden takip durur, ancak kalan bakiye üzerinden takip devam eder.
Borçlu tarafından itiraz edilen ilamsız icra takibinin devam edebilmesi için Mahkemeye itirazın iptali veya itirazın kaldırılması için başvurulması gerekir. Aşağıda bu yollar detaylıca anlatılacaktır.
Soru: İlamlı icra ile ilamsız icra arasındaki fark nedir?
Cevap: İlamlı icra, alacaklının bir mahkeme kararına dayanarak başlattığı icra takibidir. Borçlunun bu takibe salt itirazı takibi durdurmaz. İlamsız alacaklarda ise herhangi bir karara gerek yoktur, ancak borçlunun itirazı takibi durdurur.
Soru: Hangi durumlarda ilamsız icra tercih edilir?
Cevap: İlamsız icra takibi, alacaklının borçludan olan para alacağını, herhangi bir mahkeme kararı olmadan icra müdürlüğünün aracılığıyla tahsil etmesini sağlayan hukuki bir yoldur. İlamsız icra takibi, alacaklının elinde herhangi bir mahkeme kararı veya kambiyo senedi gibi bir belge bulunmadığı durumlarda tercih edilecek icra takip yoludur.
Soru: İlamsız icra takibi nasıl başlatılır?
Cevap: İlamsız icra takibi, para alacakları için borçlunun yerleşim yerindeki İcra Müdürlüklerine başvurularak başlatılır. İcra Dairesine borçlunun kimlik bilgileri ve borç miktarı iletilir. Bunun yanı sıra, takibi destekleyecek “takip dayanağı” belgeler de icra müdürlüğüne verilmelidir.
Soru: Borçlu icra takibine nasıl itiraz eder?
Cevap: Borçlu, ödeme emrine tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde takibi başlatan icra dairesine dilekçeyle veya sözlü olarak itiraz edebilir. İtiraz, borcun tamamına veya bir kısmına yapılabilir; “borcum yoktur” denilmesi yeterlidir.
Soru: İtiraz edilirse süreç nasıl devam eder?
Cevap: İlamsız icra takibine 7 gün içinde itiraz edilmesi, takibi kendiliğinden durdurur. Süreç alacaklının itirazı gidermek için açacağı davalarla devam eder: Alacaklı, 6 ay içinde İcra Mahkemesi’nde itirazın kaldırılmasını veya 1 yıl içinde Genel Mahkemelerde itirazın iptali davasını açabilir. Mahkeme, alacaklıyı haklı bulursa takip haciz işlemleriyle devam eder.
- Kambiyo Senedine Mahsus Takip
Kambiyo senedine mahsus haciz yolu, ilamsız icra takibinin özel bir durumudur. Elinde “kambiyo senedi” niteliğinde bir belge olan alacaklı, bu belgeyi icra müdürlüğüne ibraz ederek takip başlatabilir. Senedin aslının, alacaklı tarafından icra dairesine teslim edilmesi gerekir. Kambiyo senetlerine mahsus takiplerde süreler farklı işlemektedir. Bu nedenle detaylarının bilinmesi hak kaybı yaşanmaması adına özellikle önem taşır.
Öncelikle kambiyo senetleri; Kanunda poliçe, bono ve çek olarak sınırlı sayıda belirtilmiştir. Yani, bu evraklar dışında herhangi bir kıymetli evrağa sahip olan kişiler bu evrakları kullanarak kambiyo senedine özgü takip başlatamazlar. Yalnız poliçe, bono veya çekler bu niteliğe sahiptir. Türkiye’de ticari hayatta çeklerin fazlaca bir ödeme aracı olarak kullanılması nedeniyle bu takip türü ticari faaliyette bulunan tacir ve şirketler için önem taşımaktadır.
Diğer takip türlerinde olduğu gibi alacaklının icra müdürlüğüne başvurmasının ardından İcra dairesi tarafından ödeme emri tebliğe çıkarılır. Borçlu, tebligatı aldığı tarihten itibaren 5 gün içerisinde itirazını sunabilir. Kambiyo senedine mahsus takiplerde de imzaya, borca veya yetkiye itiraz edilebilir. Burada yapılacak itirazın İcra Mahkemelerine sunulması gerekmektedir.
Soru: Kambiyo senedi nedir, hangi belgeler bu kapsama girer?
Cevap: Kambiyo senedi, belirli bir tutardaki paranın, belirli bir vadede ve yerde, senet üzerinde hak sahibi olan kişiye (veya emrine) ödenmesini taahhüt eden, para yerine geçen, kıymetli evrak niteliğindeki ticari belgelerdir. Türk Ticaret Kanunu’nda özel olarak düzenlenen bu senetler, borç ilişkisini hukuki ve resmi bir zemine taşır. Türk hukukunda kambiyo senedi olarak kabul edilen 3 kıymetli evrak türü vardır, “Çek, Bono, Poliçe”.
Soru: Çek, bono ve poliçe arasındaki fark nedir?
Cevap: Temel farklar; çekin bir ödeme aracı, bono ve poliçenin kredi aracı olması, tarafların sayısı ve vade yapılarındadır.
Soru: Kambiyo senedine dayalı icra takibi nasıl yapılır?
Cevap: Elinde kambiyo senedi niteliğinde bir belge olan alacaklı, bu belgeyi icra müdürlüğüne ibraz ederek takip başlatabilir. Senedin aslının, alacaklı tarafından icra dairesine teslim edilmesi gerekir. Kambiyo senetlerine mahsus takiplerde süreler farklı işlemektedir.
Soru: Çekle yapılan ödemelerde nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: Çekle yapılan ödemelerde ve çek kabul ederken hukuki ve finansal riskleri minimize etmek için dikkat edilmesi gereken başlıca hususlar şunlardır: Karekod Sorgulaması, Güvenilirlik ve İmza Kontrolü, Zorunlu Unsurların Kontrolü, Tutar ve Yazım Kontrolü.
- İhtiyati Haciz
İhtiyati haciz, İcra İflas Kanunu’nda düzenlenmiş özel bir müessesedir. Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcu için başvurulabilir. Borçlunun kendisinde veya üçüncü şahıslarda olan taşınır ve taşınmaz malları, hak ve alacakları ihtiyati olarak haczettirilebilir. Borçlunun mallarını kaçıracağına, gizleyeceğine, kendisi kaçacağına dair şüphelerin olması durumunda vadesi gelmemiş borçlar için de ihtiyati hacze başvurulabilir.
İhtiyati haciz kararı almak için usulen mahkemeye başvurulması gerekmektedir. Mahkemeye, neden ihtiyati haciz kararı gerektirdiğini ispatlayan deliller ile birlikte dilekçe sunulur. Alacaklının, ihtiyati haciz bedelinin belirli bir oranı kadar teminatı mahkemeye ödemesi gerekir. Uygulamada bu teminat oranı genellikle %10 ila %15 arasında uygulanmaktadır. Mahkemeler, ihtiyati haciz konusunda ivedi olarak karar verir.
İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra 10 gün içerisinde kararın yerine getirilmesi icra dairesinden istenmelidir. İcra dairesine mahkemenin ilamı sunularak işlemler başlatılır. 10 günlük süre içerisinde icra dairesine başvurulmazsa ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar.
Bunun yanı sıra, ihtiyati hacizde “tamamlayıcı merasimler” önem taşımaktadır. İhtiyati haciz geçici bir tedbirdir, bu nedenle alacaklının haczin uygulandığı tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra dairesine veya mahkemeye başvurması zorunludur. Aksi halde ihtiyati haciz kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Borçlunun icra takibine itiraz ettiği durumlarda alacaklı, itirazın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde itirazın kaldırılması veya itirazın iptali için başvurmalıdır.
Burada önemli olan, ihtiyati haciz ne bir dava ne de bir icra takibidir. İhtiyati haciz, borçlunun malvarlığı üzerinde hileli davranışlarda bulunmasını engelleyen geçici bir koruma tedbiridir.
Soru: İhtiyati haciz nedir ve ne zaman uygulanır?
Cevap: İhtiyati haciz, alacaklının para alacağını güvence altına almak için dava sonuçlanmadan önce borçlunun mal varlığına geçici olarak el konulmasını sağlayan hukuki bir koruma tedbiridir. Vadesi gelmiş, rehinle temin edilmemiş para borçları için veya borçlunun mal kaçırma şüphesi varsa uygulanır.
Soru: Vadesi gelmemiş borç için ihtiyati haciz alınabilir mi?
Cevap: Evet, vadesi gelmemiş bir borç için de İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi kapsamında belirli ve sınırlı durumlarda ihtiyati haciz kararı alınabilir. Kural vadesi gelmiş borçlar olsa da borçlunun kaçma veya mal kaçırma şüphesi varsa bu yola başvurulabilir.
Soru: İhtiyati haciz kararı nasıl alınır?
Cevap: Alacaklı veya vekili, alacağın varlığını ve vadesini gösteren belgelerle (sözleşme, fatura, çek, bono) mahkemeye yazılı talepte bulunur. Mahkeme, alacağın varlığına dair yaklaşık ispat arar. Borçlunun kaçma veya mal kaçırma şüphesinin Mahkemeye kanıtlanması gerekir. Genellikle teminat karşılığında karar verilir. Karar alındıktan sonra 10 gün içinde yetkili icra dairesinden kararın infazı (haciz işlemi) istenmelidir; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.
Soru: Teminat yatırmak zorunlu mudur?
Cevap: İcra ve İflas Kanunu madde 259 uyarınca, borçlunun haksız haciz nedeniyle uğrayabileceği zararları karşılamak amacıyla, mahkemece belirlenen tutarda teminat yatırılması infaz şartıdır.
Soru: İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra hangi süreler önemlidir?
Cevap: İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra, alacaklının hak kaybına uğramaması ve kararın kendiliğinden kalkmaması için İcra ve İflas Kanunu’nda öngörülen çok sıkı sürelere uyulması gerekmektedir. İşte en önemli süreler şunlardır: 10 Günlük İnfaz Süresi, 7 Günlük Dava Süresi, 7 Günlük İtiraz Süresi.
- Dava Yolları
- İtirazın Kaldırılması
İtirazın kaldırılmasına başvurabilmek için öncelikle alacaklı tarafından bir ilamsız icra takibi başlatılmış ve bu takibe borçlu tarafından itiraz edilmiş olmalıdır. İtirazın kaldırılması İcra Mahkemesinden istenir. Uygulamada nispeten daha hızlı bir yol olan itirazın kaldırılmasına başvurabilmek için belirli şartların oluşmuş olması gerekmektedir. Bu şartların yokluğu durumunda genel mahkemelerde itirazın iptaline başvurmak gerekecektir. Bu iki dava, isim benzerliğinden dolayı da birbirlerine sıkça karıştırılmaktadır. Hak kaybı yaşanmaması adına, şartların varlığı teyit edilerek uygun dava türü seçilmelidir. İtirazın kesin ve geçici kaldırılması olarak iki durum bulunmaktadır. İtirazın geçici kaldırılması, imzaya itirazlarda başvurulan bir yol olup, bu yazımızda itirazın kesin kaldırılması anlatılacaktır.
Takip talebine itiraz edilen bir alacaklının; elinde imzası ikrar edilmiş adi senet, noter tarafından onaylanmış senet, resmi daire veya makamların yetkileri dahilinde ve usulüne uygun olarak verdikleri belgeler, kredi kurumları ile ilgili belgeler veya borçlunun resmi daireler huzurunda borç ikrarında bulunduğu belgelerden birinin olması gerekir. İtirazın kaldırılmasına başvurabilmek için bu belgelerden birinin varlığı şarttır. Burada önemli olan dekont, makbuz, irsaliye gibi belgelerin kanunda sayılan belge niteliğine haiz olmamasıdır.
İtirazın kaldırılmasına alacaklının, borçlunun itirazının tebliğinden itibaren 6 ay içerisinde başvurması gerekir. Mahkemenin itirazın haksız olduğuna ve kaldırılmasına karar verdiği durumda, borçlunun ayrıca bakiye tutarın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesine de hükmedilebilir. Ancak bu durum taleple bağlıdır, yani alacaklının dava dilekçesinde tazmin istemini belirtmesi gerekir.
- İtirazın İptali
İtirazın iptali, yine bir ilamsız icra takibine borçlu tarafından itiraz edilmesi durumunda söz konusu olacaktır. İtirazın kaldırılmasından farklı olarak itirazın iptali davası genel mahkemelerde açılır. Yani davaya taraf olanların sıfatına göre başvurulacak mahkeme değişecektir. İtirazın iptali davasında, alacaklının borcun itirazının tebliğinden itibaren itirazın iptal edilmesine başvurmak için 1 yıllık süresi bulunmaktadır.
Alacaklı, alacağının varlığını kanıtlamak adına elindeki her türlü belgeyi mahkemeye sunabilir. İtirazın iptali talebinin kabul edilmesi durumunda borçlunun, takip bedelinin %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesine hükmedilebilir. Ancak, alacaklının iddiasının yerinde olmadığı ve itirazın iptalinin reddedildiği durumlarda, alacaklı takip bedelinin %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye hükmedilebilir. Kanun koyucu burada karşılıklı bir koruma mekanizması geliştirmiştir.
- Alacak Davası
Genel bir tanım ile alacak davası, her türlü alacağın tahsil edilebilmesi adına açılan davadır. Bir ticari ilişkiden, sözleşmeden veya kanundan doğan alacak hakkını zamanında tahsil edemeyen alacaklı, alacak davasına başvurabilir. Burada, alacağın ispat edilebilir olması gerekmektedir.
Davaya taraf olanların sıfatı ve alacağın niteliğine göre görevli mahkeme değişecektir. Bu nedenle avukattan destek alınması önem taşımaktadır.
Alacak davaları çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Örneğin; basit bir ticari ilişkiden kaynaklanabileceği gibi, haksız fiilden de kaynaklanabilir. İki tacir arasında bir mutabakat yılı sonunda açık kalan bakiyenin tahsili için de alacak davasına başvurmak mümkündür. Bu nedenle, dava konusunun detaylıca tespit edilmesi gerekmektedir.
Dava açıldığı tarihte alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi ya da belirlenmesinin alacaklıdan beklenemeyeceği durumlarda alacak davasının belirsiz olarak açılması da mümkündür. Bu durumda alacaklı, asgari bir miktar belirterek davayı açar. Özellikle tazminat durumlarında belirsiz alacak davaları uygulamada çokça karşımıza çıkmaktadır.
- Menfi Tespit Davası
Yukarıda açıkladıklarımızın aksine menfi tespit, borçlunun başvurduğu bir hukuki yoldur. Gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hakkında icra takibi yapılan veya yapılma tehdidi altında olan bir kimse, böyle bir borcu olmadığını kanıtlamak adına menfi tespit davasına başvurabilir.
Menfi tespit davasına başvurmak için, davacının bir hukuki yararının bulunması gerekir. İcra takibine başlanılmış olunması veya ödemeye zorlama gibi durumlar yarar sayılabilir. Ancak en önemli menfi tespit şartı; borcun henüz ödenmemiş olmasıdır.
Diyelim ki hakkınızda aslında olmayan bir borçla icra takibi başlattılar. Bu icra takibine süresi içerisinde itirazlarınızı sunmadınız ve karşı taraf tahsilatı gerçekleştirdi. Bu durumda menfi tespite başvurulamaz. Ödenen paranın geri alınabilmesi için istirdat davasına başvurmak gerekir.
- İstirdat Davası
Yukarıda da açıkladığımız gibi, borçlu olmadığınız halde aleyhinize yapılan icra takiplerine karşı ödeme yapılmadan önce menfi tespit davasına başvurulması mümkündür. Ancak herhangi bir durum sonucunda ödeme yapılmışsa, istirdat davasına başvurulabilir. İstirdat bu açıdan bir nevi ödemenin geri alınmasıdır.
İstirdat davası açabilmek için bir icra takibi sonucunda ödeme yapılmış olmalıdır. İcra dışı bir yolla alınan ödemeler için genel hükümler kapsamında sebepsiz zenginleşmeye başvurmak doğru olacaktır. Bunun yanı sıra, istirdat davası hak düşürücü süreye tabidir yani ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 1 sene içerisinde istirdat davası açılmalıdır.
İstirdat davasının kabulü veya reddi tabi ki gerçekten böyle bir borcun var olup olmamasına bağlıdır. Değişen durumlara göre ispat yükü borçlu veya alacaklı üzerinde olabilir. Davacı, gerçekten böyle bir borcu olmadığını ve ödemenin icra tehdidi altında yapıldığını ispatla; davalı ise borcun varlığını ispatlamakla yükümlüdür.
Soru: İtirazın kaldırılması ile itirazın iptali arasındaki fark nedir?
Cevap: İtirazın kaldırılması İcra Hukuk Mahkemelerinde, itirazın iptali Genel Mahkemelerde açılır. Aralarındaki temel fark, itirazın kaldırılması için kanunda sınırlı sayılı olarak belirtilen belgelerden birinin varlığının gerekmesidir. İtirazın kaldırılması İİK m.68 kapsamındaki kesin belgelerle 6 ay içinde, itirazın iptali ise her türlü delille 1 yıl içinde açılır. Bu süreler hak düşürücü sürelerdir.
Soru: İtirazın kaldırılması ne kadar sürer?
Cevap: İcra takibine yapılan itirazın kaldırılması davası, basit yargılama usulüne tabi olduğundan, genel mahkemelerde açılan itirazın iptali davasına göre çok daha hızlı ilerler.
Soru: Alacak davasına hangi durumlarda başvurulabilir?
Cevap: Alacak davaları hukukumuzda çok geniş bir kapsamda yer almaktadır. Alacaklının ilamsız icra takibi ile zaman kaybetmeden direkt bir para alacağına ilişkin ilam almak istediği durumlarda alacak davasına başvurulabilir.
Yukarıda bahsettiğimiz hususlar, genel olarak bir ticari alacağın tahsili için başvurulabilecek yolları ve yöntemleri özetlemektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, ticari hayatta meydana gelen durumlar ne kadar benzer gibi gözükseler de hukuken somut olayın detaylarına göre farklı çözüm yolları izlemek gerekebilir. Bu nedenle güvenilir bir Avukattan hizmet almanız, zaman ve para kaybını önlemek açısından fazlasıyla önemlidir.



